Fanatizm ve Yeni Şeyler Denemek

Fanatizm insana söylememesi gereken, daha sonra pişmanlık duyabileceği şeyler söyletir. Fanatizm insanı olduğundan agresif gösterir. Fanatizm insanı mantıksızlaştırır. Fanatizm insanı zayıf düşürür. Fanatizm alternatifleri deneyip daha iyiye ulaşmanın önünde her zaman için şeytanca ve çok güçlü bir engel teşkil eder. Fanatizm ve yeniliklere açıklık korkusu birbirini besleyen iki rahatsızlıktır. Bu ikisi yeni teknolojilere geçmenizi, yeni anlayışları açık fikirlilikle dinleyebilmenizi engeller ve yeni şeyleri denemenin vereceği heyecandan ve yaşamınıza katabileceklerinden yoksun kalmanıza yol açar.

Bu konuda herkese tavsiyeler yağdırmaya başlamak yerine, kişisel tecrübemden bazılarını paylaşmak suretiyle okura örnekler sunmak istiyorum:

Hiçbir ürünün fanatiği değilim. Örneğin kullandığım ve beğendiğim hiçbir dili fanatikçe savunmadım, savunmuyorum, savunmayacağım. Bazı ürünleri fanatikçe aşağıladığım oldu; ama artık bunu da yapmıyorum.

Windows’a Kalıcı Olarak Veda Ettim

Geçen yazımda bundan bahsetmiştim biraz ve söz verdiğim üzere bu konuya daha sonra devam edeceğim. Aslında bu yazımda da yine aynı konunun kapsamındaki birçok noktaya değiniyorum.

FreeBSD’ye (Geçici Olarak?) Veda Ettim

Sunucu tarafında senelerce FreeBSD’yi çok ama çok severek kullandım. Bugün de bu sevgimde değişen bir şey yok. FreeBSD sürümlerini ve geliştirilen yaklaşımları yakından takip etmeye devam ediyorum, edeceğim. Fakat artık sunucu tarafında FreeBSD kullanmıyorum. Neden?

İlkin, önceden beri karşı karşıya olduğumuz net bir gerçek var ki hiçbir büyük servis sağlayıcı FreeBSD konusunda doğru dürüst biz hizmet sunmuyor. Çok basit bir örnek olarak Linux’larda standard olarak gelen sunucunun güç kontrollerine web arayüzünden erişebilmemiz, ssh erişimi yapamadığımız durumdaki bir sunucuyu ticket oluşturmadan, adamların yetişmesini 10 dakika boyunca beklemeden otomatik olarak restart edebilmemiz gibi çok basit bir hizmetin FreeBSD’lerde sağlanmıyor olmasını verebilirim. Sanal sunucu ortamlarında ise FreeBSD desteği ya bulunmuyor veya kullanılabilir bir durumda olmuyor.

Bir fanatik olsaydım, ısrarla devam ediyor olurdum. Çünkü FreeBSD’yi çok seviyordum, Linux’u pek sevmiyordum. Bugün de FreeBSD’yi çok seviyorum, Linux’u pek sevmiyorum. Lâkin Debian beni hiç mutlu etmiyor da demiyorum. Debian’ın geliştirme sürecinin FreeBSD’ninkiyle paralellik göstermesi bu sevgisizliği kırdı belki. Daha da önemlisi, masaüstümde Debian tabanlı bir sistem olan Ubuntu’nun olması, masaüstümle sunucular arasındaki çalışmalarımın çok daha verimli bir seviyeye taşınmasını sağladı. Bu yüzden çok memnun olduğumu söyleyebilirim.

Bu geçişin sancıları oldu, bazı farklı konseptlere kendimi ve sistemlerimizi uyarlamanın doğurduğu çeşitli problemlerle yüzleştik elbette. Fakat sonuçta şimdi çok daha iyiyiz.

Senelerce takıntı derecesinde sevdiğiniz bir “araç”tan böyle bir çırpıda pek de sevmediğiniz bir araca geçmek insana sandığından daha büyük bir özgürlük hissi ve mutluluk veriyor. Nihayetinde arkadaşlar hiçbir işletim sistemi, hiçbir dil, hiçbir yazılım, hiçbir ürün, hiçbir otomobil, bizim için temelde araç olmanın dışında bir anlam taşımıyor. Onlarla ilişkimiz sırasında yaşamı daha zevkli hâle getirmek adına bu araçlara çeşitli anlamlar yüklesek de, örneğin arabamıza aşık olsak, işletim sistemimizin çekirdek yapısına dair bildiklerimizden tuhaf bir sanatsal haz alsak da, yeri geldiğinde bu araçları anında değiştirebilme konusunda da tereddüt yaşamamamız gerekiyor.

Artık Java’yı Bile Aşağılamıyorum

Başlıktaki çelişkiye odaklanmayı bırakın da okumaya devam edin: Önceleri Java’nın her işe uygunmuş gibi olur olmaz her yerde karşımıza çıkmasına, özellikle de Java’nın saçma kütüphaneleri içinde kaybolmalarına yönelik yazılım eğitimiyle gençlerin hiçbir zaman yaptıkları işte tarif gerekmez duruma ulaşamıyor olmalarına ve daha da kötüsü endüstrinin doğrudan bu şekilde yapılanmış olmasına oldukça tepkiliydim. Artık pek bir şey hissetmiyorum.. Daha doğrusu, çok yetenekli olan; ama ne yazık ki yanlış yollara itildiği için boş saçmalıklarla vakit kaybeden bazı gençleri görünce yine berbat hissetsem de öyle eskisi gibi başkalarının verdiği kararları sertçe aşağılamıyorum.

Bir gün Java’da kod yazmak zorunda kalır mıyım? Sanmıyorum; ama öyle bir mecburiyet doğarsa çok da berbat hissetmeyeceğimden eminim. Herhangi bir şeyi destekler ya da dışlar yöndeki her türlü fanatizme dur diyebildiğini görmek, insana bambaşka bir huzur veriyor. Kendinizde en ufak bir fanatik tepki fark ettiğiniz anda işi ta derinlerdeki hislerinize kulak verip hemen durdurmayı size de tavsiye ederim.

Alternatifleri Denemeye ve Kullanmaya Önem Veriyorum

Editörler savaşını bilmeyen yoktur. Yer Mohaç Meydanı değil, kahramanlar asker değil ve harbin kendisi de o kadar ciddi bir harp değil; ama yine de bir harp.

Senelerdir (senelerdir yaptığım ne çok şey varmış!) ciddi bir Vim kullanıcısıyım. Vim’e bayılıyorum, editörümü gerçekten çok seviyorum. Birkaç tuşla 40 satıra 40 takla attırabilmenin hazzı bir başka… Fakat hiçbir zaman Vim X Emacs savaşının bir kahramanı olmadım.

Vim’i kullanmaya ilk başladığımda başka alternatifleri de denemiştim. Hepsinin içinde bana en iyi hitap edeni olduğu için Vim’i tercih etmiştim. Kullandığım her türlü araçla ilgili alternatifleri denemeyi işimin ve yaşamımın bir parçası olarak ciddiye alıyor ve fırsat buldukça buna devam ediyorum. Belki yeniliklerle bana Vim’den daha iyi hitap eden bir şeyler olabilir diye düşünüyorum. Emacs’i de çok sık olmasa da belki senede, belki iki senede bir deniyorum.

Benzer bir alışkanlığı kullandığım hemen her araç için sürdürüyorum. Sadece denemek de değil kullanıyorum da. Hangi araç işime gelirse onu kullanıyorum. Örneklendireyim:

Sunucularda (ve dâhi masaüstümde de Linux’a geçmemle nihayet orda da) bir işi ikinci kez yapmak gerektiğinde, bu sefer bu işi yaparken bir Bash scripti yazıyorum; böylece üçüncü ve sonraki tekrarları otomatiğe bağlıyorum. Bu scripte arada bir şeyler ekleniyor, script zamanla büyüyor. Sonra bakıyorum, karmaşıklaşmaya başladıysa hemen Python’a geçiyorum.

Bu tür işler için Python’u nihayet dil olarak benimsiyorum. Fakat sunucu tarafında çalışan daha talepkâr uygulamalarda, örneğin web tabanlı işlerde Python’u bir prototip dil olarak görüyorum. Python hızlıca fikirleri uygulayabilmeye, fikrin çalışıp çalışmadığını görebilmeye yarıyor. Bu yaklaşımımla Python’a biraz haksızlık ettiğimin farkındayım. Aslında hızıyla ve ürün olarak çalışmasıyla da oldukça tatminkâr ve birçok uygulama için nihayet dil olarak çok iyi olabilir. Fakat ben belki biraz da çok takıntılı biri olduğumdan, fikirleri C’de yeniden uygulama konusunda ciddi bir içgüdünün baskısı altında oluyorum her zaman. Bunu bir projenin bütününde yapamasam da, Python’un C ile şık ilişkisinin de sayesinde, kayda değer getiri olacağına inandığım kısımlarda bazı fonksiyonları fırsat buldukça C’de yeniden yazmaktan, böylece sistemi benim için prototip olan durumdan olması gereken duruma doğru adım adım taşıyor olma hissini yaşayabilme çabasından kendimi alamıyorum.

Kısacası, “ben javacıyım” tarzında cümleler kurmadım, kurmuyorum. Ben hiçbir şeyci değilim, ben her şeyciyim. Hiçbir dilin, işletim sisteminin, uygulamanın, uygulama geliştirme ortamının, hiçbir aracın fanatiği değilim, işime ne geliyorsa onu kullanıyorum.

Fanatizme Veda Edin

Bugün kendinize bir iyilik yapın, fanatizme son verin. İşinize ne geliyorsa onu kullanın. Tabii, yeni bir aracı kullanmak bilgi birikimi ve tecrübe gerektiriyor. Hiç Python/Ruby kullanmadıysanız, hiç Bash scripti yazmadıysanız, C’de Hello World’den öteye pek bir tecrübeye sahip değilseniz, bir diğer tabirle bu özelliklerin toplandığı, okuldan dışarı kafasını uzatmayan yeni neslin tipik bir numunesiyseniz, size tavsiyem yeni şeylere biraz zaman ayırmanız. Windows’a saplanıp kalmayın, Ubuntu’yu da bir deneyin. Bilgisayarınızda yapmaya çalıştığınız her şeyde Java kullanmaya veya kullanamamaya devam ederek kendinizi boş yere hırpalamaya bir son verin, çok dandik bir şeymiş gibi görünse de oturun birkaç saatinizi ayırıp bir bash Kullanma Kılavuzunu okuyun. Python’a bir göz atın, belki hayatınız değişir..!

Kısacası, problem ne olursa olsun, herhangi bir çözüm yolunu tek yolmuş gibi fanatikçe savunmayı bırakın, yeni bir şeyler yapın, yeni bir şeyler deneyin…

SZN-R geni konusundaki dipnotumun da etkisiyle sanırım geçen yazıma Eşim dışında yorum yazmaya cesaret veya tenezzül eden olmadı. Ortalama haftada bir yazıyorum; fakat arada yorumlar almak, sorularla muhatap olmak ve farklı görüşlerle karşılaşmak da güzel olurdu.

Bu yazı toplam 135 kere görüntülenmiştir.

0saves
Eğer yazıyı beğendiyseniz lütfen yorum bırakın veya diğer yazılardan haberdar olmak için RSS'e üye olun..

İlgili Yazılar:

Yazar Hakkında


Yazar:

Hakkında / İlgi Alanları: Yaşlı kurt... Çok çalışır, az yorulur... Sekiz yıl önce çekilmiş bir fotoğraf kullanarak gençlerden hâlâ daha genç olduğu iddiasını pekiştiriyor. Altı yıldır üzerinde çılgınca çalıştığı bir projeyi tamamladı, son iki üç aydır da çılgınca çalışmayı sürdürerek projesini yayına hazırlıyor. Ricamıza hayhay dedi, haftada bir acikfikir.org'da yazıyor. Açık kaynak kodlu projeleri de var, ama kendisi işlerini gizemli bir şekilde yürütmek zorunda olduğundan, açık kaynak projelerine açık demek de pek doğru olamıyor açıkçası. Eli değerse web sitesini de artık on yıldır değişmeyen "geçici vergi" kılıklı hâlinden çıkarmayı arzuluyor. Bunu yaptığı zaman buraya yeni sitesinin de linkini koyar sanıyoruz.
Kategori: Açık Kaynak Makaleleri, February 12th, 2011

Yazarlarımızdan , bu yazı dahil toplam 2 adet yazı yazmış.

2 yanıt

  • alper says:

    Merhaba,
    Sizi tanımıyorum fakat benim de söylemek istediğim şeyler var.
    Siz bu işlerle içli dışlı biri olarak, kullandığınız araçları zor terkettiğini söylüyorsunuz. Bir de ev kullanıcılarını düşünün. Zaten zor öğrendikleri programları/sistemi değiştirip, vakit harcayıp yeni şeyler denemek istemiyorlar. Burada onlara yeni şeyler deneme cesaretini vermek bize düşüyor tabi ki. Onları suçlayamayız. Ne yazık ki mühendislik okuyan arkadaşlara söylediğiniz şeyler doğru. Ben onlara böyle bişey varmış, bakın deneyip kullanın bile demiyorum artık. Microsoft Trained Brain olmuş her biri. Teşekkürler yazı için. AçıkFikir’e hoşgeldiniz.

  • hasanyasin says:

    Teşekkürler Alper, hoş bulduk.

    Aslında kullandığım araçları zor değil çok kolay terk ettiğimi anlatmaya çalıştım. Örnek verirken de en çok sevdiğim araçları bile gerekli olduğuna inandığım anda bir çırpıda nasıl terk ettiğimden bahsetmem bu amaçlaydı…

    Emin olun son kullanıcılar yazılım geliştirenlerden çok daha iyiler teknolojiyi takip etme konusunda. Daha iyisini buldukları anda öncekini terk edebiliyorlar. Yazılım geliştirenler, gerek kullandıkları araçların kullanmaya başlamadan önce daha uzun ve zahmetli bir alışma süreciyle kullanıcısına karşı daha talepkâr olması, gerekse bu kişilerin bilgisayarla ve araçlarla son kullanıcılara göre daha fazla “duygusal bağ” kurmaları nedeniyle bu konuda daha çekimser oluyorlar.

    Bu yazımda ben de tam sizin dediğiniz gibi o yeni şeyleri deneme arzusunu hedef almıştım. Öyle bir isteğin doğması için belki bir ihtimal sebeplerden biri olabilir mi böyle bir yazı diye düşünerek yazdım.



Cevap yaz